- Nuruosmaniye'yi cok seviyorum. Samatya'ya selamlar.
- Merve Yerebakan'a gitaristliginden oturu bravo!
- Bogazici Universitesi'nde toplantimiz vardi. Sahilden yukari cikmak sahaneydi.
- Aydin Boysan adli tonton dedecigim Istanbul'un Kuytu Koseleri adli eserinde de eskiden raki sofralarinda raki icmeden once mideyi rahatlatmak icin zeytinyagi icildigini yazmisti. Kitap yorumlarimi bir turlu bitiremiyorum. Bir ara bitireyim ben su isi.
- Artin Amca'yi da cok sevdim!
- Bir de ULAK! O nasi film oyle, o ne guzel oyuncular, kostumler, goruntuler, hikaye, cocuk oyuncularin oyunculugu. Bayildim.
Who is John Galt?
Mantras
Thursday, 24 December 2009 | Posted by Ido Atlasian at 22:02 2 comments Links to this post
Muhabbet Krali
- Zannediyorum iki hafta kadar onceydi - Muhabbet Krali'nda konu cocuk istismariydi. Iste o an Okan'i da, programa katilan uzmanlari da bir kez daha takdir ettim.
Bu inanilmaz rahatsiz edici, vahim fakat bir o kadar da (maalesef) gercek konuyu islemek cesaret ister. Beni dunya uzerinde en cok uzen konu olabilir.
Monday, 21 December 2009 | Posted by Ido Atlasian at 22:52 3 comments Links to this post
Ilk
Sebebini yakinda ogreneceksiniz.
Gunlerdir mukemmel olmasi icin elimizden geleni yaptigimiz bir proje uzerinde calisiyoruz.
Lakin sonrasinda "su olmamis, bu olmamis"lari kabul etmiyorum cunku herkesin harcadigi cabayi ve projede her seyin en idealini, en mantiklisini, teknik olarak en uygununu sectigimizi ve kisitli butceyle calistigimizi belirtmek isterim.
Bu benim icin bir adimdi.
Posted by Ido Atlasian at 22:41 6 comments Links to this post
Vega Vegaa
Nasil mi? Tatilden once gordugumuz konser afisi sebebiyle tatil donusu ilk firsatta biletleri almaya soz verdik.
Topluca kizlarla gidelim istedik ama araya benim cok cesitli projelerim ve abimle ilgilenmem girince kimseye haber vermeden, kendi gidecegimiz kesinlesmeden ses seda etmek istemedim.
Sonra Deniz ve Tugrul.
Her ne kadar ses sistemi kotu de olsa, Bronx tikis pikis doldurulsa da yine de Deniz iste. Oyle seviyorum bu kadini, oyle eslik ediyorum her sarkisina, sesine, tatliligina. Oyle de gormek istiyorum Ceylin'i.
Iyi ki geri donduler.
Abartisiz her sarkisini samimiyetle sevdigim ender gruplardan Vega.
Posted by Ido Atlasian at 22:35 0 comments Links to this post
Постојам
(Makedonya seyahatimize geri donersek...)
Dusunun ki insanlari siniflandirmadan, onyargisiz tanimayi kabul etmissiniz (dusunun ki diyorum cunku biliyor ve goruyorum ki bir coklari icin bu bir hayal). Ayni sinirsiz sevgi ve saygiyi kokenlerinizi, kulturunuzun inceliklerini arastirmaya adadiginizi dusunun.
Ve bir kiz cocugu... Cocuklugundan beri kendisini insan olmaktan baska bir sey hissetmemis, bazi kavgalari anlamamis, anlamak da istemeyen, bazen ideallerini tamamen bu kavgalari cozmek uzerine oturtmus bir kiz.
Devam edelim. Bazen bir ulkeye turist olarak gitmek, hatta bazi durumlarda o ulkede yasamak bile o ulkenin kulturunu, tarihini, dinamiklerini anlamaniza yeterli olmaz. Bu , sizin caba gostermeyisiniz, saygisizliginiz, kendinizi ustun gorusunuzle ilgili olabilecegi gibi yeterli firsati bulamamis veya bulundugunuz yerin yerlileri tarafindan da cok iyi karsilanmayisinizla ilgili de olabilir.
Bazen de 'orada bir koy var uzakta'dir. Gitmeseniz de gormeseniz de o sehir sizin sehrinizdir, o kulturu sanki kaninizda varmis gibi hissedersiniz. Ustelik bu kultur dogup buyudugunuz ulkenin kulturune yakin olmak zorunda da degildir. Mesela kimileri Latin ruhludur. Gercekten de oyledirler ama Turkmenistan'da yasiyorlardir. Bazilari Irlandali'dir, ama Mozambik'tedirler. (ayrimcilik icin degil ama sevmekten vazgecemedigim icin soyluyorum, Latinler, Yunanlar, Irler, Ispanyollar favorilerim). Uzun sure boyunca bir kulturun sarkilarina, yemeklerine, insana bakisina maruz kalirsaniz, bu kulturlerden arkadaslar edinirseniz, o kulturun korkularini, sevinclerini, yasadigi acilari, politika ve din ugruna geldikleri kahredici durumlari anlarsaniz siz de artik o kulturu hayatinizda barindiran bir insan olup cikiverirsiniz.
Babam, Jana, komsularimiz ve okuduklarim dolayisiyla Makedonya ayagimi basar basmaz kanimin kaynayacagi, kendimi evimde hissedecegim bir yer olacakti. Bunu biliyordum. Adimimi o topraklara ilk attigimda cantamda Dilsad'i gercekten tasimis olmayi cok istedim.
Uskup Alexander havalimanindaki buyuk helikopterler ve askeri toreni Dilsad da gormeliydi. Kuru ve bos bir arazi ile Silivri'ye kurulmus gariban bir havalimaniydi bu. Ama o his... Babamin dogdugu ve ulkeden ayrilislari ve verdikleri kararlar sebebiyle bana cok ilginc gelmis, bizim de hayatimizin belli noktalarini tayin etmis bir hikayenin basladigi ve bittigi ve simdi tekrar basladigi bir yere inmistim. Heyecanli miydim? Biraz... Ama bu heyecan yabanci bir ulkeye ilk kez gelmenin verdigi heyecan gibi degildi. Evimde hissediyordum ve bu cok hos bir histi.
Canim kardesim Jana ve zipir arkadasi Eli bizi karsiladilar. Once Jana'nin yanlis bir yone sapmasi sebebiyle ilginc bir sehir turu attik. Neden ilgincderseniz soyle ki hani ben gitmeden once oranin Romanlarini gormek istiyordum ya, iste Roman mahallerinin oldugu yere saptik. Jana'ya bir hayalimi daha gerceklestirdigi icin tesekkur ettim. Ruhuma ruh katmis bir andi o. Gelecek bazi projelerimin de parcalarindan biri icin guzel bir geziydi.
Uskup ile ilgili ilk izlenimim guzeldi ve sonra degismedi.
Jana'nin oturdugu ev, eski ve 1963 depreminde saglam kalmayi basarmis nadir binalardan biri.Bir Yahudi binasi. Tarihi bina oldugu icin dis restorasyonuna izin verilmiyormus. Oyle guzel bir evdi ki... Ve insanlar, yol sorarken cami actigimizda benimle Makedonca konusmaya calisan gencler, kameramin cok guzel oldugunu soyleyen yasli amca ve daha niceleri. Hep derlerdi, "Makedonya yoksul ama mutlu bir ulkedir." diye. Yugoslavya zamani, ozellikle de Tito devri bir efsaneymis. Herkes Makedonya'nin o zamanlardaki halinden ozlemle soz ediyor. Sonra tabii savaslar... Sen ustunsun, ben ustunum, senin peygamberin yalanci, senin azizin dolandirici derken guzelim topraklari parcalamislar.
Neyse, konumuza donelim. Vardar ve uzerindeki kopru cok huzun verici. Depremde sehrin en muhtesem binalarinin yikilmis olmasi ve sehrin merkezindeki aci hala hissediliyor. Insanlar mutlular, cok calismiyor, keyif yapiyorlar. Cok insancillar.
Sehirde deprem sonrasi Art Nouveau binalar yapilmis. Art Nouveau sevsem de yerel halkin da begenmedigi itici binalar bunlar. Komunizmin, Osmanli Devleti'nin, giyim kusamda Rusya'nin ve yine binalarda biraz Barok tarzin etkileri goruluyor. Alisveris sevenleriniz icin ideal bir sehir degil Uskup. Makedonlar daha cok Selanik'e gidiyorlarmis alisveris icin.
Yemekler olaganustu. Hele hele saraplar! Ozellikle de babamlarin yasadiklari Kavadarci'nin saraplari muhtesem. Sarap cesitleri cok. Salatalari, firinda eritilmis kasarlari damak zevkinin genetik olabilecegi uzerine tezler uretmeme sebep oldu :) Sosisler zaten guzel, soz etmeye gerek yok. Dilde hala Turkce'nin etkileri devam ediyor. Daha once Bulgar arkadaslarimda da dikkatimi cekmisti, Balkanlarda konusulan Turkce veya Balkan dillerine gecmis Turkce kelimeler cok saf ve ustelik de mantiga cok uygun. Ornegin Bulgaristan'in Turkiye'ye yakin bolumlerinde cope bokluk denmesi gibi, Makedonya'da da evlerin arasindaki minicik kapilara kapicik deniyor. Bazi kelimelerin de tipki bizim Ingilizce ya da Fransizca, hatta bazen Farsca ve Arapca kelimeleri tam manalariyla alamayisimiz gibi degisiklige ugrayarak Makedonca'ya gectigini bir kez daha gordum. Aklima geldikce ornek veririm. Tabii bu kelimeler eger Turkiye Turkleri tarafindan kullanilsalardi gorgusuzluk izlenimi uyandirirlardi. Tatlilar olmamis. Cok feci tatli yapiyorlar. Sekerpare uyarlamalarini yiyemedim. Sicak cikolatalarina ise sozum yok.
Matka adli kanyon cok huzur verici. Kanyonun hemen dibindeki cafe'de sicak cikolata soyledik, bir Turk abla grubu garsona utanc verici ve kesinlikle nezaket disi bir sekilde masamizi gostererek bizim ictigimizin aynisindan istediklerini soylediler. Korkunctu! Yanimizda surekli Makedon arkadaslarimiz oldugu icin zaman zaman etraftaki Turkler tarafindan desifre edilemememiz isimize yaradi. Makedonlari Turklere karsi kindar olmadiklarini, aksine cok saygili ve sevgi dolu olduklarini belirtmeliyim.
Uskup'teki Turk yapilari cok guzel sokaklar uzerinde. Kurshunlu An (Han demiyorlar) tam bir han iste. Sansimiza Makedonya'da hava guzeldi. Uskup'un sirtlari ve Makedonya genelinde cok guzel daglar, tepeler var.
Janacik sagolsun Uskup'un gundelik hayatindan tutun da gece kuluplerine kadar her seyinden bir seyler paylasti bizimle.
Gelelim Kavadarci'ye. Jana Kavadarci'de bir saat harcayiz deyince Emre de ben de bunun imkansiz oldugunu biliyorduk. Google Maps'ten aldigimiz babamin tarif ettigi kopruye varinca Emre de ben de heyecandan titrer hale geldik. Emre babama o kadar deger veriyor ki telefonda onunla ayni anda super bir sevince ve heyecana kapildi.
Kavadarci... Yani Kavadar. Baglariyla unlu bir yer ve tabii tatli bir siveyle konusan keyifli insanlariyla. Kavadarci bekledigimden daha buyuk kocaman bir sehir cikti. Kime soru sorduysak bize yardim ettiler. Sora sora bir Turkce ogretmeninin evine (kendisi evde yoktu) gitti. Esi olan teyze - ki tek kelime Turkce bilmiyor - bize akrabasaymisiz gibi davrandi. Civardaki herkes seferber olup bize cok eski zamanlardan beri oradaki Turklere ait bilgilerin yazildigi defterlere sahip olan Amo'yu bulmamizi soylediler.
Ve Amo'yu bulduk. Amo da bize evlerinin kapisini acti. Esi tipki bizdeki bayramlardaki gibi bize tatli ve icecek ikram etti. Size soyluyorum, bu adamlar hangi dine ve irka mensup olurlarsa olsunlar birbirlerinin geleneklerine saygi duyuyor, ustelik yasatip sahip cikiyorlar. Kimin ne oldugu belli degil ve o kadar onemsiz ki. Babamlarin zamaninda da oyleymis. Tek kelime Turkce bilmeden bazi guzel Osmanli gelenekleri ya da Turkmen - Yoruk - gelenekleri yasatiliyormus.
Bu Amo defterlerin sayfalarini acip Durakovi, Durakovic, Durakovski gibi doneme gore sekil degistirmis soyadimizi her bulusunda yuregim hopladi. Uzak akrabalarin isimlerini bulduk.
Sonra Amo bizi babamlarin oldugunu dusundugumuz eve goturdu. Babamlarin hikayesine burada girmeyecegim, uzun olur. Evi gorunce Emre de ben de huzursuz olduk. Evin su anki haksiz sahipleri cok iyi insanlardi, bize rakija verdiler. Hem de ev yapimi. Evde su an arada sirada Arnavut bir aile yasiyor. Evin bahcesini kucultmus, ikinci binayi yikmislar, dagin etegindeki baglar da muhakkak el degistirmistir.
O 1900'lerin basindan kalma ev... O pencereler. Kimbilir orada neler yasanmisti. Emre de ben de evin o ev oldugundan emin degildik. Babamin tarifinden biraz sapiyordu. Etrafi da bolca resmettik. Babama bahcesi oldugunu dusundugumuz yerden toprak getirdik. Komsularla sohbet ettik. O ne acayip histi. Bir kez daha "Filmler aslinda hayatin abartili yansimalari degil." dedim kendi kendime ve bir kez daha o ani doyasiya yasadigima sukrettim. Hayatin kendisine tesekkur ettim. Kesinlikle Kavadarci'de gecirdigimiz birkac saati size tam olarak tarif edemem. Amo babamlarin kokenini arastiracagina ve bize bilgileri ulastiracagina dair soz verdi ve Kavadarci'den ayrildik.
Prilep - Jana'nin sehri. Jana'lar sehrin eski ve varlikli ailelerinden. Zaten kucuk bir ulke oldugu icin herkes birbirini taniyor ve koruyor. Jana'larin evin ferah ve zarif sikligindan bahsetmeye bile gerek yok. Jana'nin yegeni Anja henuz yeni yedi yasina basmis ama sakir sakir Ingilizce konusuyor ve kendi kendisine ogrenmis. Yemin ederim boyle zeki ve ilginc bir cocuk daha gormedim.
Hayatimda ilk kez istemeyerek de olsa tavsan etini (Jana'nin babasi avlamisti, daha sonrasi daha feci) burada yedim ve gercekten sevmedim. Jana'nin ablasi, enistesi ve babasiyla ilk kez tanistik. Bu insanlari da, mutevaziliklarini da, icten ve guven verici tavirlarini da anlatamam. Jana'nin babasinin Anja'ya Turkce olarak " Seytan, esek" demesi benim icin gecenin en keyifli aniydi.
Prilep'te de yasam cok rahat. Kral ve kralice gibi agirlanisimizin karsiligi asla odenemez. Jana'nin anneannesi mis gibi kokusu, pembe yanaklari ve gulen suratiyla bizi bizden aldi. Kendisini ikinci anneannem ilan ettim. Onun evinden hemen ayrilmamizin ardindan Bibi'yi (Jana'nin annesi) arayip Emre ve benimle ilgili ovguleri ise hem sevimli hem de cok onurlandiriciydi.
Ohrid!!! Tanrim, o nasil bir gol, nasil bir manzara. Ohrid'de de biraz ruhani bir turdan sonra tekrar Uskup. Tatil artik bitmek uzereydi ve Jana maalesef ben biraz rahatsizlandigim icin bizi Manastir'a goturememisti. Fakat o da ne! Sis! Tum ucuslar iptal oldu. Emre de ben de biraz rahatladik :) Miki bizi ozel olarak Uskup'ten aldirip aksamin bir vakti Manastir'a goturdu. Simdiki adiyla Bitola. Gecmiste Balkanlarin Paris'i, elcilikler sehri. Emre de ben de aksam aksam Manastir'a gitmenin faydali olmayacagini dusunuyorduk, nasil olsa muze birazdan kapanacakti. Sirog Sokak yani Genis Sokak Manastir'in en guzel sokagi. Ataturk'u dogrulari ve yanlislariyla seven biri olarak gencliginin gectigi, ahlakinin ve prensiplerini de belirleyen topraklarda olmak, onun yurudugu sokaklarda yurumek degisik bir histi. Ilk aski Eleni'ye ait oldugu iddia edilen evi gormek ve camin kenarindan Eleni'ye bakisini hayal etmek de oyle.
Sonra o meshur - tarih kitaplarimizin gozagrisi - Manastir Askeri Idadisi! Ama saat gec olmus, iceri girdik. Uzerinde isci kiyafetine benzer uniforma olan biri bizi karsiladi. Miki ve Sandra'nin israrlariyla kapanmis olan Ataturk'u Anma Odasi bizim icin ozel olarak acildi. Tabii hizli olmamiz sartiyla. Okul cok hos bir atmosfere sahip ama cok daha iyi korunabilirdi. Anma Odasi ise maalesef cok buyuk bir hayalkirikligi. Bugun en techisatsiz ilk okulda bile Ataturk resimlerini toplayip daha guzel bir oda hazirlarim size ama acikcasi ben cok buyuk bir beklentiyle gitmedim. Okulun merdivenlerinde dolasmak ve hayal kurmak yetti. Maalesef giriste az sayida hatira bulundugundan sadece kendimize bir DVD alabildik, icindeki slide gosterisinin de 10 bin kat daha guzelini hazirlayabiliriz.
Uskup'teki Ramstore adli alisveris merkezindeki yesil kanguru bizim Migrosumuz oluyor. Yani Ramstore bir Koc hedesidir.
Bu arada sevgili Ilber'im Ortayli'min afisini Uskup'lerde gormek de pek bir hostu dogrusu.
Onemli bir seyi unuttum, Miki Bitola'dan bizi Uskup'e geri gotururken o yarim yamalak Ingilizce'siyle calan her sarkiyi ve nakaratlarini dahi her tekrarlanisinda tercume etti. Miki adamimiz!
Notlarima bakmadan yazdim. Atladigim bir sey olursa ekleme yaparim.
Saturday, 19 December 2009 | Posted by Ido Atlasian at 12:24 0 comments Links to this post
Cok Cok Cok Guzel Haberler
Ama bilin istedim, bileyim istedim.
Huzurlu ve mutluyum.
Cok istedigim birkac seyi gerceklestirip cok sevdigim birkac insani mutlu ettim.
Makedonya seyahatimden bahsedecegim. Tahmin edersiniz ki yurt disina gitmekle ovunmeyecek sadece gozlemlerimi ve daha da onemlisi koklerimi, biraz beni ben yapan bazi seyleri kesfetmenin, babamin dogdugu ve senelerce yasadigi oteki topraklari gormenin verdigi ilginc hislerden, bu geziden sonra neleri geriye getirebildigimden bahsedecegim.
Yani kesifler, kitalar, atlaslar biriktirmek benim yaptigim yine.
Sevgiliyi daha da cok benimsemek, daha farkli bir butun olmak.
Sevgilinin annemler varken bizim evde uyumasinin verdigi keyif, izledigim filmler, tatilde biriktirdiklerim.
Tekrar tekrar soyluyorum ve belki biktiriyorum. Herkesin deneyimi farkli, dogru. Ancak yasima gore cok da az sorunla karsilasmadigimi, uzun suredir problem cozmekten biraz yoruldugumu, eskiden okul sonrasinda buldugum, gosterdigim kendi benligimin sonralari artik ozgur kaldigini, sadece zaman zaman cok acayip -bazen anlatilamayacak- sorunlar yasamak dolayisiyla bazi planlarimi biriktirdigimi fark ettim. Agir gecirdigim hastalik donemimde yanimda olan herkese cok tesekkur ederim.
Tuesday, 8 December 2009 | Posted by Ido Atlasian at 00:46 0 comments Links to this post
7 Kocali Hurmuz
Sonunda bir sekilde birileri beni buldular ve yine sinemaya ucretsiz gitme sansini yakaladik.
Ama Up gosterimden cikmadan zamani ayarlayamadik. Maalesef size gonderilen bilet belli bir zaman ve tek bir salon icin gecerli oluyor.
Onceden rezervasyon da yapmak gerekince sece sece Yedi Kocali Hurmuz'u sectik. Bendeki gorev askini gormeliydiniz! Romantik komedi de olsa, Street Fighter da olsa sinemayi denetleyecegim diye giderdim :P Ben aslinda alisveris merkezlerini sevmiyorum ama Historia'nin mimarisi de kucuk olusu da alisveris edilebilecek markalari barindirisi da hosuma gidiyor.
Iste biletlerimiz de Historia'da gecerliydi! Sevdicekle kac haftadir hastalik ve is sebebiyle ara verdigimiz sosyal yasantimiza bir dur diyelim dedik (!).
Filme gelince, normalde bilete para verecek olsaydim bu filmi tercih etmezdim ama sonunda da mutlu ayrildim.
Film bir Nil Karaibrahimgil sarkisi kadar "kadin"lara hitap eden, eglenceli bir film olmus.
Ben en cok goruntuleri (Haik Kirakosyan'a sevgiler) ve kostumleri begendim. Koreografiler ve birkac kisinin oyunculugu da sahaneydi. Filmde sevdigim pek cok ismin varolusu da filmi sevmeme neden oldu tabii. Muzikler biraz daha eglenceli olabilirdi ve bazen Nurgul Yesilcay memesi gormekten biktim ama oyunculugu ve tatliligina lafim yok. Bir "Hacivat ve Karagoz Neden Olduruldu" (Barselona'ya giderken ucakta izlemistim:) degil Yedi Kocali Hurmuz emme benzer tatlar var. Gelismekte olan sinemamiza muzikal deneyimler eklemek adina desteklenebilecek bir film. Film beni daha iyi projelerin yapilacagi konusunda umitlendirdi.
Yalniz o dovmeden cidden istiyorum. Ilk kez bir dovme bu kadar estetik geldi.
Not (uzun): Nurgul Yesilcay ve Gulse Birsel oldukca uyumluydular: sanki gercekten cok iyi arkadaslarmis gibi.
Yedi Kocali Hurmuz'de oynamak tek hamlede bir aktrisin sahnede birlikte oldugu adamlar listesini bir anda uzatan bir eylem.
Tabulari yikmasi acisindan tebrikler. Filmdeki repliklerden dolayi Gulse Birsel'i gorunce aklima surekli "got" kelimesi gelecek. Sadece cok guzel soylediginden ama.
Bir de mesela Kenneth Branagh denizden babam cikarsa yerim. Adam neyi uyarlasa, nerede oynasa goz ucuyla da olsa gormek, bilmek isterim. Sonuctan cok boktan bir projede de yer alsa mutlaka bu adamdan bir seyler ogrenecegimi dusunurum cunku. Ayni sey Woody Allen icin de gecerli.
Yedi Kocali Hurmuz'de de Haluk Bilginer gibi, Ezel Akay gibi, Halit Akcatepe gibi, Erkan Can gibi, Zihni Goktay, Erol Gunaydin gibi, Mujdat Gezen gibi isimler olunca filmi hic sevmeyecek de olsaniz hic olmazsa bir yerlerde fragmanina, afisine, bir seyine rastlarsaniz hic degilse bir goz gezdirin.
Bir de cok s.kimde oldugundan degil ama Shaman dans grubu esliginde guzel bir koreografi ile Eurovision'a katilinsa hic fena olmaz, cok da eglenir, oryantalist gonulleri fethederiz bence.
Saygilar.
* Merak edenleriniz icin:
http://en.wikipedia.org/wiki/Mystery_shopping
Monday, 23 November 2009 | Posted by Ido Atlasian at 00:37 2 comments Links to this post
Bir Yil
Ben ve sevgilim icin...
Biz diye bir butun olusturabildik.
Nice yillara sevgili, saymaya gerek yok.
Saydiklarimiz yillar degil de guzel rekorlarimiz, geleneklerimiz, ogrendiklerimiz olsun.
Kocaman olduk!
Sunday, 22 November 2009 | Posted by Ido Atlasian at 14:27 4 comments Links to this post
Ismail YK Turkiye'nin Daddy Yankee'sidir, Don Omari'dir
Ismail YK da sarkilarinin temalariyla, klipleriyle bir Daddy Yankee'dir, Don Omar'dir.
Bu kadar.
Posted by Ido Atlasian at 11:11 0 comments Links to this post
Grand Illusions
Friday, 20 November 2009 | Posted by Ido Atlasian at 20:06 0 comments Links to this post
Mind Tools Articles
- http://www.mindtools.com/pages/article/newTMM_31.htm
- http://www.mindtools.com/pages/article/newTCS_90.htm
- http://www.mindtools.com/pages/article/newPPM_03.htm
Tuesday, 17 November 2009 | Posted by Ido Atlasian at 21:43 0 comments Links to this post
Latest News (para mi)
- Saynur Abla ve Husmen Abi'yi, Saynur Abla'nin beni ikinci kizlari olarak nitelemesini cok seviyorum. (Kendim icin not: "Disari cikma dedim, at yarisi oynamaya cikmis. Sonra da kahveye gitmis."
- Beatrice cilgini Cin'den ve Portekiz'den sonra simdi de Afrika'daymis. Neresinde oldugunu yazacak vakti olmamis. Umarim nerede oldugunu biliyordur canim Bea'm! Serpil bir Bea iki.
- Barselona'yi ozlemisim. Yazarken fark ettim. Meger orada ne cok anim, oralardan aldigim ne cok sey varmis.
- Gul iyi biriymis. Kisa zamanda sevdim.
Posted by Ido Atlasian at 21:09 1 comments Links to this post
Murat Bardakci, Pelin Batu ve Medya Serzenisleri
- Murat Bardakci mumkunse program yapmasin: sadece yazsin. Kendileri bilgili olmaktan cok arastirmaci ve dogru kaynaklari olan bir kimse. Belki de bildiklerini dogru ifade edemiyor ama egosu ekrandan disari tasan Murat Bey sadece yazi yazsin.
- Pelin Batu bu ulkede olanlari anliyormus gibi yapmasin.
- Mumkunse bu ikili ayni programda bulusmasinlar.
- Hatta hic dans etmesinler.
- Murat Bardakci illa ki ekrana cikacaksa Yasar Nuri Ozturk de ayar vermek ve en onemlisi dogrulari soylemek icin onun yaninda ciksin.
- Haberturk denen geneli igrenc kanalda ismini anmak istemedigim, ota boka karisan, uslubu, kulhanbeyi tavirlariyla tum hosnutsuz dusuncelerimi bir araya getiren o tartisma programi yapan sahsiyet mumkunse sussun. Daha iyi yapabilecegi isler yapsin ve Murat Bardakci'yi bizim sagligimiz, Yasar Nuri'yi de Nuri'nin kendi sagligi icin programina cikarmasin. Hayir o dalmazsa moderatore ben dalicam.
Sunday, 15 November 2009 | Posted by Ido Atlasian at 11:49 2 comments Links to this post
Kaybettigimiz Esyalar
Posted by Ido Atlasian at 11:42 0 comments Links to this post
Otras Cosas
- Biliyorsunuz su siralar ailemin basina cok ilginc ve bazen aci olaylar geldi.
Cumartesi gununu acilde gecirdik. Surekli istifra ettim durdum.
- Tatyos'un Meyhanesi'nin linkini unuttum ama bulunca yazarim. Mekani cok seven GS taraftarlarina tesekkurler.
- Melo'ya Yemekteyiz konusunda katiliyorum. Gercekten nefret ettigimden degil de uzun sure televizyonsuz yasadigim icin televizyon izleme aliskanligim yoktu. Sirf bu sebeple bazi programlari takip etmek icin kendime TV karti almistim. Emre'nin hayatima girisiyle birlikte son zamanlarda haftada birkac saat TV izleme aliskanligi edindim :) Izledigim programlardan biri de (gerci soyle soyleyeyim hicbir zaman final programlarini izleyemedim veya tum haftayi, her hafta sadece bir programa denk gelebiliyorum) Bu program inanilmaz eglenceli bence. Yemek yapmak konusunda bir seyler ogrenebilecegimize ben de Melo gibi katiliyorum. Esas bahsetmek istedigim programin konsepti. Yarismaci adaylarini secerken - su ana dek istisnasini gormedim - bir gay, bir maco, bir gorgusuz teyze ya da genc kiz, bir kokos ama hafif kulturlu teyze ya da genc kiz, bir de daha mulayim bir insan turu grubu olusturanlar. Ozellikle de bir gay, bir cingar cikaran, bir maco tezime sonuna kadar inaniyorum. Bazen de ne tuhaf insanlar oldugunu dusunerek sasiriyor, utaniyor, uzuluyorum. Sinirlenip bir saniye daha tahammul edemiyorum programa.
- TNT denen kanal hedesi guzel filmler yayinlamanin yaninda haftasonu sabahlari cok eglenceli cizgifilmler de yayinliyor. Bazilarini izlemedim ama reklamlarini gordum: cok keyifli gozukuyorlar.
Posted by Ido Atlasian at 10:19 0 comments Links to this post
Blog Archive
-
▼
2009
(233)
-
►
November
(36)
- 7 Kocali Hurmuz
- Bir Yil
- Ismail YK Turkiye'nin Daddy Yankee'sidir, Don Omar...
- Grand Illusions
- Mind Tools Articles
- Latest News (para mi)
- Murat Bardakci, Pelin Batu ve Medya Serzenisleri
- Kaybettigimiz Esyalar
- Otras Cosas
- Bayramda Uskup'e Gidiyoruz!
- Quote - Anger by Aristotle
- Kitapcilarim - My Favourite Bookstores or Publishe...
- Somewhere I Wanted to Go to but I Couldn't Go
- Design
- Ozlersen
- Shakespeare's Sonnet 33
- Bahar Korcan
- The Pareto Principle
- Broken Hopes
- Hava
- Misirli Ahmet Konseri
- Sushi
- Motorcycle Diaries
- Free on Internet
- Check This Out: Jordi Labanda
- Mulletized
- aKildAn ATmacaLaR
- Lychee
- Maras Tarhanasi
- Extremely Happy and Peaceful
- Time of the Flies
- I have always wanted to...
- A List of People to Write About
- Notes V.Something
- Insight
- 2007
-
►
November
(36)


